top of page

Selim, kendini tutamadı. "Nasılsın?" diye yazdı ama göndere basamadı. Saat geç olmuştu, Şule’den hala cevap yoktu. Selim’in gözü telefonda bekliyordu. Sonra biraz düşüncelere daldı. Sonra bir cesaret gönderdi ama saatlerce cevap alamadı.. O sustuysa bende susmalıyım diye kodluyordu kendini. O yüzden susmak lazım, hiç olmadığı kadar susmak diyordu kendine. Şule’nin ise belki başına bir iş mi geldi? Nerede ki? Ne yapıyor acaba diye de içi içini yerken bir yandan da fare gibi kemiriyordu parmaklarını. Cevap gelmemişti. Çok geç olmuştu saat artık. "Yeteri kadar hırpaladım kendimi, şimdi güneşe merhaba deme vakti. Karanlıkta çok zaman geçirdim ve gece; dostum, siyah; arkadaşım oldu" diyordu kendine. Onlarla anlaşmayı öğrenmişti. Renkleri öğrenmişti bir gece de ve şimdi tadını çıkarma vaktiydi. Hayatında seni üzenler mi var? Sende Selim gibi kendi rengini bul ve sonra kendine gökkuşağı yarat. Hangi renk olmak istiyorsan o renge bürün. Mesela, Selim için Şule karanlık bir kadındı, siyahtı. Selim’in bir gece de aldığı karar gibi sen insanlara uyacağına, bırak insanlar sana uysun. Tatlı suyla tuzlu suyu karıştırma. Ya tatlı olur sakin kalırsın ya da tuzlu olur fırtına koparırsın. Kendi hayatını kendin belirle. Ah be Üstat! Çok kritik işte dikkatli ol ve Selim’e yol göster..

bottom of page